ÖDEME VE BAĞIŞLARINIZ İÇİN: TEB ŞUBE KODU:651 NO: 9639700 IBAN:TR530003200000000009639700
MARİFET KAPISI
tokat ehlibeyt derneği

SULEYMAN ZAMAN

SÜLEYMAN ZAMAN İKİNCİ YAYIN/ext/belgeler_v_e.swf">

KAN KALESİ VE MAHZUNİ ŞERİF

Mahzuni Şerif’in “Kan Kalesi” isimli deyişini ilk dinlediğimde çok etkilenmiştim. Sözleri çok iletiler içeren, müziği etkileyici olan bu deyişi her dinlediğimde kendimi çaok farklı boyutlarda görmekteyim. Hem sözlerin ağırlığı ve hem de müziğin derinliği beni alıp bir yerlere götürür. Bu sözlere kendimce bir yorum katmaya çalıştım….



Azim ile bir borç ettim, canların tüccarına

Faizi erdi ödedim, Faizi canan imiş

Erem dedim eremedim, Âdemin esrarına

Hali Hak’tan ayrı kişi, dil bilen hayvan imiş.

            Azim, kararlılık, dayanıklılık, mücadele, sabırlılık, yoğunlaşmış istenç anlamlarına gelmektedir. Doğada var olan her nesne, kendini var kılan bütünsel yapısını korumak için, Azim içinde davranır. Her nesne özünde oluşan eksikliği gidermek ister ve bu eksikliği gidermek içinde kendi dışındaki nesnelere yönelir. Her nesneyi elde etmek, her nesneye ulaşmak kolay değildir. Çünkü aynı nesneye ulaşmak isteyen milyonlarca başka nesneler var. Bunun için de istenilene ulaşmak zorlu bir mücadeleyi var kıla. Bu nedenle her birey, her nesne, gereksinim duyduğu bir şeyi kendisine katması için, savaşım vermesi ve zorlukları aşmak içinde sabır ve kararlılık göstermesi gerekir.

            Bir insanın dünyaya gelmesi de azimle gerçekleşir. Çünkü yaşama adım atmak da büyük bir yarışla başlar. Düşünün ki, döllenmek istenen bir yumurta var ve o yumurtaya milyonlarca sperm birden ulaşmaya çalışır. Yumurtaya ulaşıp ona kavuşan sperm şanslıdır ve yarışı kazanmıştır, ulaştığı yumurtayı döller ve yumurtanın tüm çeperlerini kapatarak, başka spermlerin içeriye girmesini önler. Yumurtayla birleşen sperm orada insana dönüşecek aşamaları bir bir geçer. Bu geçişlerin her biri kakarlılık gerektirir. Yani insanın insanlaşması azim gerektirmektedir. Bu azim soncunda insan yavrusu dünyaya gelir. Gelmek-gitmek, dolmak-boşalmak, doğmak-ölmek, çıkmak-batmak, açmak-kapanmak vs. doğasal olgulardır ve sürekliliği var kılan sonsuz dönüşümlerdir. Tüm bu değişim ve dönüşümler sırasında, nesneler kendi özgün yapılarını korumak için savaşım verirler. Bu savaşımın özü yaşamda kalmak, kendi yapısını korumak içindir.

            Dünya gelen bir insan, yaşamın her alanına borçlu doğar. İnsanın, birçok değere kavuşması için, birçok bedel ödemesi gerekmektedir. Bir insan, yaşama adım atmasını anne ve babasına borçludur. Işığını, enerjisini, havasını, suyunu, besinini vs. alması için doğaya borçludur. Beslenmesi, giyinip kuşanması, konuşması, kültürel kazanımlarını edinmesi ve ayakta kalması vs. için ailesine borçludur. Gezip-tozması, besine ulaşması, iyi bir yaşam için kaynaklara borçludur. Verimli ürünler alması için, toprağa, yağmura, havaya, ışığa, ısıya, suya, vs. borçludur. İnsanın, tüm bunları elde etmesi için çalışması ve karşılığını vermesi gerekmektedir.

            Peki, tüm bunların sonucunda insan neyi elde etmiştir?

            Ozana göre, tüm bedeller ödendikten sonra elde edilen değer ise “insanın kendi hayatı ve canıdır”. İnsanın kendisini doğada sürekli kılması için üremesi gerekir. Üremesi içinde can’ın, canana gereksinimi vardır. Çünkü her şey kendi karşıtlığı içinde, karşıtıyla birleşerek üreme yapar. Üreme can ve cananın bütünleşmesiyle gerçekleşir. Demek ki can ve canan bir bütündür. Bu durumda tek başına “can” eksiktir. Eğer bir nesne, bir başka nesneye gereksinim duyuyorsa ve onlar birbirlerini var kılıyorlarsa, biri diğerinin varlık nedeniyse, o şey diğerine borçludur denebilir. Her şey, karşıtını ve eksik duyduğu nesneyi kendisine katarak o borcu ödemektedir. Ozan bu durma “borçların ederi” nedir diye sormaktadır? Buna da kendisi yanıt vererek, ödenen tüm borçların eldesi (faizi) “candır, canandır” demektedir. Bu durumda “can ve canan” en büyük kazanç olmaktadır.

            Bir başka görüş de şudur: Dünyaya gelmekteki amaç nedir? Doğada amaç aranmaz. Doğada, süreklilik, devamlılık vardır. Doğada olgular ve olaylar vardır. Doğada erek değil, işlevsellik vardır. Ama insan yine de sorgulamakta ve bir amaç aramaktadır. Çünkü insan aklı, her zaman, sorguluyor ve kurcalıyor. Eğer dünyaya gelmek insan için bir amaçsa, bu amaç nedir?

            Bilime göre bir amaç söz konusu değildir. Çünkü doğanın böyle bir kaygısı yoktur. Çünkü doğada amaç aranmaz. Doğa kendi yasaları doğrultusunda akar, devinir ve dönüşür. Gelen gider- giden gelir; dolan boşalır, boşalan dolar; azalan çoğalır, çoğalan azalır, doğan ölür-ölen doğar… vs. ama dinler bu olguyu farklı değerlendirmektedir. Ve dünyaya gelmeği, bir ilahi amaca bağlar… peki nedir amaç? Allah’a ibadet etmektir. Semavi dinlere göre, insanlar dünyadan sınavdan geçerler. Yani dünya bir sınav yeridir. Dünyadaki amelleriyle yani davranışlarıyla, ahrette mizandan geçecekler ve yaptıklarına göre de yargılanacaklar vs….

Yine göksel dinlere göre, insanlar dünyaya “borç” ödemek için gelirler. Neden? Bu sorunun yanıtı yoktur. Yine  “Allah’a can borcumuz var” sözü bu anlamda söylenir. Ozan, borçlu olarak geldiysem, benim kazancım, getirim, artım (yani faizim) nedir, diye soruyor ve yanıtını, en büyük getirim (faizim) “canan imiş” diyor.  Can ve canan bir bütünüdür, biri diğerini tamamlar. Can’a, cananın verdiği haz, en yüksek hazdır. Ozana göre en büyük faiz yani getiri “cananının” canla buluşmasıdır.

            Daha sonraki dizelerde, varoşlun gizini çözemediğini, insanın dünyada bulunmasının nedenselliğinin sırrına eremediğini ve bu sırrı çözmenin de çok kolay olmadığını belirten ozan; insanın, doğanın, tüm varlığın, Hak’tan,  dolayısıyla Tanrı’dan ayrı olmadığını belirtmektedir. Doğanın dili vardır ama konuşamaz. İnsandır doğayı konuşturan ve konuşan. İnsanlar kavramlarla düşünürler. Kavramlar, bellekte, nesnelere, olaylara ve olgulara yüklenilen anlamlar, isimler vs.dir. Hiçbir hayvanda “kavram” yoktur. Çünkü hayvanlarda soyut düşünce yoktur. İnsanları Tanrı’ya yönlendiren, Tanrı düşüncesine ulaştıran soyutlama yetisidir. Dil, tüm bu kavramların dışa yansımasını sağlar. Ozan, tanrıyı doğanın özünde bulmaktadır. Her olayda, olguda, devinimde, nenslerin özünde Tanrı gerçeğine ulaşmak olasıdır diyor. Bunu yapamayan, Tanrı’yı doğanın dışına iten ve soyutlama yaparak tanrısal gerçekliği bulmayan insanları ham, eksik ve yetersiz görmektedir. İnsanın “dil bilen hayvan olduğunu “ belirten ozan, insandan başka konuşan bir varlığın da olmadığını belirtmektedir. Ozan, çokluk teklikte, teklik çokluktadır diyerek, tevhit anlayışını da ortaya koymuştur. Ama tüm bu gerçeklere her insan varamaz. Bunun için bilgiye ulaşmak ve bilinçlenmek gereklidir.

  Ben güler dururdum, neden çölün Mecnun’larına

    Dad-ı Leyla için çöller tahtı Süleyman’ımış.

                        Erem dedim eremedim, Âdem’in esrarına

                        Kendini okuyan insan, bir ümmi-l Kur’an imiş

            Yaşam da her olgu ve olayın karşıtlığı vardır ve her değer kendi karşıtlığı içinde anlam taşır. Gülmek ve ağlamak, keder ve neşe vs. yaşamın her alanında yaşanabilen duygulardır. Ama her nesne de sevgi vardır. İnsan da sevginin ötesinde “aşk” da yaşar ve aşkı kavrar. Aşkı yaşamayan insan, aşık olana gülebilir. Oysa “aşk” bir haldir. Doğanın varoluşu ve devinimi aşk halidir. Ozan, aşkın ne olduğunu kavrayamayanlar, âşık olanı küçümserler diyerek, bu durumu bilinçsizlik olarak değerlendiriyor.

Âşkın, çölün sıcaklığından daha da kavurucu ve etkileyici olduğunu belirtiyor. Birbirini çeken her şeyin özünde âşk vardır. Çünkü âşk, çekimi oluşturan enerjinin soyut adıdır. Ozan “dad-ı Leyla” derken, Leyla için gerçek, doğru olan, onun yaşadığı duygularıdır, demektedir. Süleyman Peygamber’in tahtı, onun için ne kadar önemli ve değerli idiyse, bu taht insanları nasıl etkiliyorduysa, Mecnun için de Leyla o kadar değerliydi ve Leyla’yı etkiliyordu. Hz. Süleyman’ın Tahtı, Saba Melikesi Belkıs’ın eşsiz güzellikteki tahtıdır. Söylenceye göre Belkıs, Süleyman’a giderken, bu eşsiz ve göz kamaştıran güzellikteki tahtını saklar. Ama Hz. Süleyman (Yaklaşık I.Ö. 970-931) kuşlarla konuşabilmekte ve kuşlar ona haber getirmektedirler. Hz. Süleyman Belkıs’ın söz konusu tahtını önceden sarayına getirtir. Belkıs saraya geldiğinde, kendi tahtını görünce şaşkına döner ve Süleyman’ın gücüne inanır. Âşk, insanı, yoğunca etkileyen ve çekici kılan bir olgudur. Süleyman’ın tahtından daha öte, cezp edicidir ve bağlayıcıdır. Ozan da bu gerçekliği dile getirmiştir.

Mahzuni, Kuran’ın özü, insanın kendisindedir diyerek, insan kendisini çözümlediğinde, kendi gerçekliğine vardığında, kendisiyle doğa arasındaki bağıntıyı kurduğunda, kendi varlığının oluşunu çözümlediğinde; Kuran’ı da çözümlemiş olur demektedir. Şu bir gerçek ki, nesnel olanı da, soyut olanı da insan kavrar. İnsan bilinci, doğanın bilincini yansıtan en büyük güçtür. Doğanın aklını, insan yansıtmaktadır. Bu anlamda, var olan her nesneye, olaya ve olguya kavram yükleyen ve kavrama anlam yükleyen insandır. Böylece, Kuran’a da anlam veren insandır. O halde insan, önce kendisini okumalıdır.

Ben derdim ki sitem çekmek boş ömüre delildir Meğer sitem çekmek er kişiye delili buhranımış Bilmezdim ki şu dünyada her şey lütfü celildir Her nereye nazar kıldım mevcudu Sübhan’ımış. 

u dünyada her şey lütfü celildi

            Kimi insan vardır, çalışmadan, üretmeden, emek harcamadan, zorluklara karşı direnmeden vs. her şeye sahip olmak ister. Başarısızlık karşısında da hayıflanır ve kızar. Bu olguyu onaylamaz ozan, çünkü bu durum doğanın özüne de aykırıdır. Doğa sürekli devinir ve üretir. Başarısız olduğunda üzülen, kızan, kırılan vs. insanlar vardır. Oysa bu insana pozitif bir şey katmaz. İnsan her olumsuzluk karşısında mücadele etmeli ve asla kendisini bırakmamalıdır. Kendisini bırakan bir insan, yaşama artı bir değer katamaz. Ozan bu durumu “boşa geçen ömür” olarak değerlendiriyor. Oysa boşluk da bir anlam ifade eder ama bu durum yiğit, çalışkan ve üreten insana özgü olamaz. Çünkü çalışkan, üretken insan, bu işlevselliğini yitirdiğinde bunalıma, darlığa ve zorluğa düşer. Ozana göre dünyada var olan her şey, var edilen her değer anlamlıdır ve insana artı bir şey katan her değer, insanlık için en yüce ve en iyi değerdir. Mahzuni, doğada ve dünyada nereye baksam, tanrı’yı görmekteyim demektedir. Çünkü her nesnenin, olayın ve olgunun içinde tanrısal olanı görmek olasıdır. Olayların oluşmasının itici gücüdür Tanrı. Nesnelerin özüdür Tanrı vs. Böylece, her varlığın Tanrı’nın bir yansıması olduğunu belirten ozan, panteist bir anlayışı da ortaya koymaktadır. Panteizme göre, doğanın toplamı tanrı’dır.

    Ey Mahzuni Kan kalesin, yık da tarumar eyle

  Tahammül bir Zülfikar’dır, kullanan Merdan’imiş

        (Kan kalesi, zaten vücut kalesidir. Onu yıkanlar nefsini öldürenlerdir...)

                          Eğer goncayı seversen, durma ahu zar eyle

                        Bülbülü bülbül eyleyen, gül ile Efkan imiş.

            Kan kalesi, Alevi- Bektaşi felsefesinde insan bedeninin bütünü anlamına gelir. Ozanın da dediği gibi, Kan Kalesi, bedenin, ereksel veya istenç yönüdür. Bedenin kalesidir. O kaleye her değer girmemelidir. Bu da ancak bilinçle olabilir. Eğitilmiş, arınmış, temizlenmiş ve insani değerlerle donanmış bir beden, nefis kalesini yenmiş bir bedendir.

İnsan bedeni bir bütündür. İnsanın, bu bütünlüğün farkında olması, kendi gerçekliğini ve özünü kavraması, aynı zamanda kendisiyle bedeni arasında ki yabancılaşmayı da ortadan kaldırmasına zemin sağlar. Ozan, “kan kalesini yık ta tarumar eyle” derken, insanın benliğinden kurtulmasını, bencilliği, kötülüğü tininde atıp o duygulardan uzaklaşmasını; her olay ve olguda sabırlı olunmasını belirtmektedir.   

   Zülfikâr, Hz. Ali’nin kılıcıdır. Ama Zülfikâr’ın, Alevi-Bektaşi öğretisinde ve Batınî anlamda farklı anlamları da vardır. Bu anlamda Zülfikâr, aynı zamanda, insanın kendi içinde düşmanlık besleyen duygulardan arınması, kötülükle, benlikle, bencillikle savaşması ve insani değerleri edinmesine taşıyan tinsel gücüde simgeler. Ozan da bu olguyu dile getirmektedir.

Mahzuni, tüm bu değerleri kullanan insanların yiğit ve mert olduklarını anlatıyor. Ozan, insan sevdiğini korumalı, üzmemeli ve onu olumsuz davranışlarıyla kendinden uzaklaştırmamalıdır diyor. İnsanın, sevdiklerine, her türlü kolaylığı ve güveni göstermesini dileyen ozan; bülbülü ağlatanın ve ötmesini sağlayanın gül olduğunu da belirtmektedir. Gül’ü gördüğünde dertli dertli öten Bülbül’ün sesinin de ne kadar etkileyici acı ve ızdırap dolu olduğunu söyleyen ozan; ona bu aşkı verenin gül olduğunu söylemektedir. Ozan, bülbül, yaşadıklarını, duygularını ve anlık algılarını diliyle çıkardığı sesle dış dünyasına yansıttığını, bülbüle o dili konuşturanın, o avazı çıkartanın bedenindeki aşk olduğunu belirtmektedir.

    Bu anlamda, aşk her nesneyi etkiler ve her dili çözer. Canı canana yönlendiren, aşığı konuşturan, duygulandırıp şiirler yazdıran, türküler söyleten aşktır diyor.


Süleyman Zaman Hakkında

1956 Divriği doğumluyum. Evli ve 2 çocuk babasıyım. 8 yıl Kütüphanede çalıştım. Daha sonra özel sektöre ait farklı firmalarda Muhasebecilik yaptım. Emekli oldum.

Araştırmacı, yazarım. Yayınlanmış 8 kitabım ve 15 adet kitapçık bulunmaktadır. 800 e yakın şiirim var. Tv programlarına da katıldım...
Panellere ve tartışmalara katılmaktayım....
Yayınlanmış Kitaplarım:
1-) Aşık Mahzuni Şerif; Yaşamı,- Sanatı ve Eserleri.
2-) Mahzuni Felsefesi.
3-) Muhlis Akarsu; Yaşamı, Sanatı ve Eserleri.
4-) Derinliklerin Ozanı Aşık Daimi;
5-) Yedi Ulu Ozan
6-) Alevilik Seti
a-) Alevilik Nedir?
b-) Hacı Bektaş Veli...
c-) Hızır Tapımı ve Alevilik-Bektaşilikte Hızır İnancı
d-) Yedi Ulu Ozan (Kısa).
7-) Alevi-Bektaşi Edebiyatı ve Etkili Ozanları (yedi ulular dışında)
8-)Tamey'in Kitabı (Bir Anadolu Kadının Yaşamı)
9-) İsbir Özgür; Yaşamı, hakkında söylenenler, anılar ve şiirler.
10- Şah Kulu Kitapçık Serileri:
a-) Bütüncül Yönleriyle Alevilik
b-) Fuzuli
c-) Kul Himmet.
d-) Nesimi,
e-) Ozan ve Aşıklık Nedir?
f-) Pir Sultan Abdal,
g-) Şah Hatayi,
h-) Şeyh Bedreddin,
ı-) Virani,
i-) Yedi Sayısı ve anlamı,
k-) Yemini
11-)
Nejat Birdoğan'la ilgili 30 sayfalık bir incelemem ve ayrıca İrene Melikoff'la ilgili çıkarılan kitapta bir araştırma yazım yayınlanmıştır.
İnternet ortamında yayınlanmış onlarca makalem bulunmaktadır.


 

Yazar ile iletişim:

www.suleymanzaman.tr.gg 


 

sulzam1956@hotmail.com

Hacı Bektaş Kültür Vakfı İstanbul Merkez Şubesi.
Tel: 0212 238 01 02

ADRESE HAVALE: Erkan Yazargan Semerkant Mah. Murat Apt. No:32 TOKAT CEBE HAVALE: +90 535 063 84 23